BİR KAÇ GÜN, KAÇ GÜN…


Güya birkaç günlüğüne gelmiştik,
 
Güya birkaç gün birlikte yaşayıp, birkaç gün sonra gitmemiz gereken yere gidecektik biraz huzur, biraz mutluluk içerisinde.
Hayata dair ne varsa elekten geçirip, iyi olanla, olmayanı ayrıştırmak istemiştik. Buna mütevelli kendi payımıza düşen bir takımın, bir grubun yada bir zümrenin iyi bir yöneticisi olabilmekti bu bir kaç günlük zaman diliminde.
 
Bize verilen, bizlere lanse edilen o yüceden gelen emirleri hayatımıza yön vermesi için sözlenmiştik. Sözlenmiştik ama sadece sözlerimizde kalmıştı. Unutuvermiştik, yada işimize gelmediği için belkide unutmak istemiştik.
Hasıli kelam farkeden bir şey yok, gözlerimiz kapalı bir yol yürüyoruz vesselam. Yolumuzun üzerinde bizleri bekleyen olasılıkları göremeden yürüyoruz. Aklımıza estikçe hareketlerimizi, yaşam biçimimizi o esintinin doğrultusunda şekillendirdik. Zaten yolumuzuda bu yönde belirlemiştik şu birkaç günlük zaman dilimi için.
 
Çoğu zaman hayta kişiliğimizi sergiledik, yaşam biçimimizi şekillendirmek için külhanbeyi duruşları seçtik. Ayaklarımızın altında yerin titrediğini görmek, bir işaretimizle belkide dağları yerinden oynatmak istemiştik hayta duruşumuzla. Elimizde tespih, sırtımızda demir parçaları, birde burnumuzun ucuna kadar çektiğimiz şapkalarımız hiç eksik olmadı. Masum, mazlum, yetim, hak hukuk bilmeden böylesine içi cife dolu bir yaşam sergiledik vesselam bu birkaç günlük zaman diliminde.
 
Aklımız ayrı, vicdanımız ayrı, kişiliğimiz ayrı telden çaldığı sürece ortaya çıkan merkep gürültülü müziğin kulağa ne kadar korkunç bir melodu olarak geldiğini belkide çoğu zaman tasvir bile edemeyiz.
 
Nasıl bir Embesil bireyler olabildik. Neden şu yaşadığımız zaman diliminde, insanlar kötü rolleri çok iyi oynayabiliyorlar. Neden bunca güzel şeyler varken, güzel olmayan şeyleri hayatımıza katıyoruz? Nedenler o kadar çok ki, hangi nedene nasıl cevap verebileceğimizi bile şaşırır olduk vesselam.
 
Bir toplum içerisinde yaşayan bireyler olarak, hayatımızı yönlendirmesi için, Cemaatlere ve buna benzer farklı guruplara kendimizi adeta feda ettik. Onlar adeta bizlere cennetin anahtarını beraberinde tapusunu bile vaad ederlerken kimbilir içlerinden neleri yada nelerin planlarını ve hesaplarını yapıyorlar.  Oysa kendisine söz verdiğimiz Yücelerin yücesi bizlere neler yapacağımıza dair,  gereken bilgiyi ve kaynağını verdi. Ama bizler hep kendimize bir mihenk taşı aradık ve birilerini kendimize mihenk taşı yaptık. Mihenk taşlarımız şu üç günlük yaşam sürecinde bizlerin yollarına ne çok dikenli güller koyuyorlar biz farkına hala varamıyoruz.
 
Zaman, süreç boş durmuyor azizim, bizlerde boş şeylerle zamanımızı kaybetmeyelim. Boşa harcanan zaman, bizlere boş şeyler kazandırıyor. Zamanın her zerresini bizlere fayda getirecek güzellikler için harcayalım. Hep başkalarını merdiven basamağı gibi kullanıp kendi çıkar ve menfaatlerimiz için zamanımızı geçirmeyelim. Çalışmak, mücadele etmek, kişi olarak, toplum olarak ve insan olarak hepimizin en içten gelen çabası olmalı. Güçlü olmak için, güçlü olmak zorundayız. Ne diyeyim, dün gitti, bugün yaşıyoruz yarın kim öle, kim kala….