Bismillah.
Suriye geçici hükümetine bağlı güçler Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde SDG ile ocak ayının başında karşı karşıya geldi. Yaşanan çatışmalar onlarca sivil can kaybına ve binlerce sivilin yerlerinden edilmesine sebep oldu.
Amerika süreç içerisinde arabulucuk yapmaya devam ettiğini, Türkiye ise Suriye hükumetinin talebi doğrultusunda gerekli desteği göstereceğini açıkladı.
Şam hükumeti ve SDG arasında yapılan anlaşmaya bağlı olarak SDG’nin ağır silahları ile bölgeyi terk ettiği ve güvenliğin yerel güçlere devredildiği açıklanmıştı.
Yaşanan son sıcak olaylardan sonra 150 bine yakın sivilin Halep’in kuzey mahallelerini terk edip Afrin ve Tel Rıfat’a göç ettirilmesi, yaşanan çatışmalarda can kayıplarının sivillere sıçraması Türkiye’de tartışmalara yol açtı. Tartışmanın “Kürt aydınları ve İslamcılar” arasında yaşanması ise bazı soruları ve tartışmaları yeniden gündem etmenin yanı sıra bir kimlik kavgasına da dönüştü.
DEM Parti/PKK/PYD kimliklerinden uzak olduğu herkesçe malum bazı “Kürt aydınlarının” meseleyi siyasi zeminden çekip bir vicdan muhasebesi gerçeğine dönüştürme çabası “İslamcı” kimlikleri ile matuf “aydınların” bu çabayı SDG’ye PKK’ye ve PYD’ye destek olarak nitelendirildi. “Kürt aydınları” bölgede yaşananlara tepki gösterdikçe “Türkiye İslamcıları” tarafından sürekli SDG’ye destek olmakla “İslami camiayı” şeytanlaştırmakla suçlandı. Sivillerin yerlerinden edilmesine tepki gösterilmesine gelen cevap “Kandil çorbasına” atılan tuz kabul edildi. Sivil can kayıplarına gelen tepkiler “ulusalcı, Kürtçü ajitasyon” kabul edildi. Güvenli bölge ve sivillerin güvenliği olarak gösterilen bu yerinden edilmeye verilen tepki topluma nefret aşılamak kabul edildi. Sürekli adaletten ve vicdandan uzak bir kıyaslamaya gidildi. Bu yaşananlar zulümdür dedikçe, Esad şöyleydi, böyleydi denildi. 150 bin insanın bu kış mevsiminde yerinden edenlerin haksızlık yaptığı dile getirildikçe Colani şöyledir, Esad böyleydi karşılaştırmasına gidildi. Üstelik SDG/PYD’ye destek olmakla itham edilen bu isimlerin bazıları Orhan Miroğlu, Mehmet Metiner ve Hüseyin Çelik gibi daha önce Ak Parti’de bakanlık, vekillik gibi görevlerde bulunmuş kişiler.
Akıllara bir soru geliyor; basit bir vicdan muhasebesi çağrısında dahi bu isimleri bile SDG/PYD’ye destek olmakla suçlayanlar, temel özgürlük haklarından bahseden herhangi bir Kürd’e neler söylemez?
Ortada olan bir zulme karşı kimlik soran, muktedirleri gözeten bir bakış ne kadar da mide bulandırıcı.
Konunun siyasi tarafını bir yana bırakmamak insani ve vicdanı bir bakış açısını ıskalamaktır. Esed’ten sonra geldi diye Colani’nin her yaptığını gözü kapalı savunmak hakkı ıskalamaktır. Sırf Kürt diye mazlumun yanında olmaya korkmak, hatta korkmayı geçip mazlumu kriminalize etmek insafsızlıktır. Her ne niyetle olursa olsun, ister sırf Colani’yi savunmak niyetiyle olsun, ister mazlumların Kürt olmasından sebep olsun bu zulme bu lakayt tavır ilkesizliktir. Gösterilen her tepkiye ukala ukala “Sıkıysa bu talepleri Türkiye’de dile getirin” tavrı, meydanı düşman kabul ettiklerinize bırakmaktır. Suriye’de Kürtlere yönelik yapılanlara tepki göstermemeye sebep olarak başkalarının başka zulümlere tepki göstermemesini sunmak vicdansızlıktır. Masum sivillerin uğradığı zulmü görmeyip “Furkan Günleri” diye araya taraf tutma tembihinde bulunmak Enfal katliamını hatırlatmaktır. Geçtiğimiz gün Aydın Ünal “Kürt imamlar sustu, meleler sustu, medreseler, dernekler, vakıflar sustu. Kafası çalışanlar, aklı başında olanlar, kanaat önderleri de sustu. Meydanı terör örgütünün sapkın ideolojisine bıraktılar.” cümlelerinin geçtiği bir yazı kaleme almıştı. İşte bu yazıda o meydanı bırakanlar bu tavırla yürüyenlerdir. Kaldı ki bunların rolü bölgedeki herhangi bir vatandaşın rolünden kat be kat daha fazladır. Yıllarca insan haklarından, ümmetçilikten bahsedenlerin konu Kürt’lere gelince uzun yıllar savaştıkları “Devletçi vesayetin” kanatları altına nasıl da rahat girdiklerini gördük artık.
İşin anlaşılmaz noktalarından biri de Esad düşene kadar Türkiye’nin de resmi olarak terörist kabul ettiği, Suriye’nin kuzeyinde o dönemki adıyla HTŞ kontrolünde bulunan bölgelerdeki politikasından ötürü tepki gösteren ve “problemli” kabul edip buna dayanan beyanlarda bulunan malum İslamcıların Colani’niyi bugün kahraman ilan etmeleri. Bölgede yaşanan olaylara en ufak tepki gösteren herkese karşı gösterilen bu aşırı Colani savunucluğunun gereksizliği…
Anlaşılan o ki İslamcılar yeni barış sürecinden önce bu devletçiliği MHP’den devraldı. Zira bugün MHP’nin bile söylemediklerini onlar çok rahat ve lakayt bir tavırla dile getirebiliyor.
Ali Bulaç “Türkiye’deki ümmetçi görünen İslamcıların altını kazıdığınızda altından ırkçılık ve devletçilik çıkar.” Demişti. Haklılığını bugün bir kez daha görüyoruz ne yazık.
“Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek manada iman etmiş olmaz.” (Buhari, İman 7)
Yazar :Enes Küçükyıldız




