Reklam
Reklam
13 Eylül Sabahı Ne Değişecek?
Nihat GÖKSU

Nihat GÖKSU

13 Eylül Sabahı Ne Değişecek?

02 Eylül 2010 - 00:00

         1980’den neredeyse 1990’lara kadar devam eden Erkan YOLAÇ’ın Cumartesi günleri sunduğu EVET HAYIR yarışması vardı. Sorulan her soruya evet-hayır cevapları verilmeden cevaplanılıyordu. Kimi zaman Erkan YOLAÇ soruları hızlı bir şekilde peş peşe sıralardı. Amaç EVET veya HAYIR dedirtebilmekti. Televizyonlarda yine buna benzer formatı farklı olan bir yarışma daha vardı. Kulaklık takıyorsunuz ve müziğin sesini sonuna kadar açarlardı. Size soru sorarlardı, evet -hayır demeniz istenirdi. Sorulan sorulara verilen cevaplar öyle komik oluyordu ki çok gülerdik. Bizde kendi aramızda oynardık çoğu kez, tabi biz birazda işin hınzırlığına kaçardık. İçinde bolca küfürlerin olduğu bir yarışmaydı bizimkisi. Düşünün ki; adama bir sürü küfür ediyorsun ve diyorsun ki: “Sen bunları hak ediyor musun?” cevabı,  sizi duymadığı için “evet” oluyor. Ya da adama sorarsınız: “Adam mısın sen? “hayır” der. Buna bezer yüzlerce soru…

 

       Peki, 12 Eylül referandumunda değişen ne?  Hiçbir şey. Sokakta 100 kişiye sorun 95’i neden evet ya da neden hayır dediğini bilmiyor. Hal böyle olunca da 13 Eylül sabahı evet ya da hayır olması hayatımızda çok şey değiştirmeyecektir.

 

 

      Çocuk okuldan eve gelir. “Anneciğim Burjuva, Hükümet, İşçi ,Egemenlik, İstikbal nedir?” der.  Annesi oğlum burjuva baban, bizi o yönetiyor. Hükümet benim evi yönetiyorum, işçi bizim hizmetçi kadın, egemenlik bizim hizmetçi kadın üzerindeki hakimiyetimiz, İstikbal senin küçük kardeşin. Ertesi gün olur. Annesi:” Ezberledin mi yavrum? der. Çocuk:” Evet anneciğim” der çocuk. “Gece uyandığımda burjuva işçi sınıfı üzerinde egemenlik kurarken hükümet uyuyordu istikbal bok içindeydi. “ der. Peki bugün gelinen nokta bundan çok mu farklı, kesinlikle hayır. Küçük yaşta sefaletle yakın bir Ahbaplık kuran çocuklar. Fena bir çevrenin bahtsız kurbanları, siyasi düşüncelerle hayatımıza zehir saçan beynimizi kemiren yanlış düşünceler gördükçe, insanın asabı bozuluyor. Aynı zamanda basın Önemli bir meseleyi, milletin hafızasında silecek sekide yaptığı yayında Başarlı oluyor. Elbette çeşitli meslek sahibi ve çeşitli kabiliyetlerdeki bu 550 kişilik topluluk hiçbir zaman bağdaşık bir topluluk olamaz.

 

       Hiçbir büyük fikir ne kadar kutsal ve ne kadar yüksek olursa olsun halkın kuvvetli desteği olmadan gerçekleşmez. Çünkü milletvekillerinin söyledikleri şeyler, halkın seçtikleri kişilerin konuşmalarıyla hiç uymuyor. Dolayısı ile halkın desteği gerekli ama televizyonlarda sıkça eleştirilen “benim oyum çobanın oyu ile bir olmaz.” Anlayışına hümanist biri olarak bende katılıyorum.

 

       Beslediğim olumlu ya da olumsuz kanaatlerin değişmesine yol açmak için değil elbet yazdıklarım. Verilecek oyun bilinci birazda bireyin düzeyi ile alakadardır, diye düşünüyorum. Yoksa tabi ki yaşananlar, estetikçi yazarlar ve salon kahramanlarının anlattığı gibi değil şüphesiz. Yazılanlar ile yapılanlar arasında bir çelişki var. Bilgi kirliliği öyle boyutlara ulaştı ki; her şeyin yalan yanlış olduğu alabora olmuş değerler, zinhar yan yana yürümez. Bunlar üzüldüğüm şeyler tabi ki…

 

 

       Mutlu olduğum şeylerde olmadı değil, bu süreçte. Acizane bir vatandaş olarak kısa bir süre önce, Yalova’da bulunduğum sırada gördüklerim  beni mutlu eden şeyler. Bir an sanki Hınıs’tayım,Sayın milletvekilimiz Saadettin AYDIN’ın referandum için Yalova’da idi. Yalova sokaklarında insanlara, referandum hakkında sorduğu sorular karsında aldığı olumlu ya da olumsuz sorular ve cevaplar karşısındaki duruşu davranışı her düşünceye eşit mesafede oluşu karşındaki insanın düşüncesi  ne olursa olsun bakış açısının değişmemesi,iftar yemeğinde yaptığı konuşmadaki samimi sözlerini ve ne kadar iyi bir hatip olduğunu gördüm ve alkışladım. İftar yemeği vesilesi ile bir çok Hınıslı hemşerimizi görmüş oldum.

 

  

    Yıllardır görüşmediğim sevgili sınıf arkadaşlarım İhsan Yılmaz ve Müslüm Karaman’la görüşmem,sevgili ihsan yılmazın yıllardır politikayla uğraşması, akabinde toplum olarak insanca yaşamanın örgütçü bir toplumda geçtiğini, bunun içinde Hınıs derneğini kurduğunu sevgili İhsan’ın Hınıslıların örgütlü bir toplum olarak yaşaması gerektiğini, bunun için gösterdiği çabaları gördüm. Sevgili Müslüm kardeşimin dobra sözlerini ve kirlenmiş şehirlerin onu hiç değiştirmediğini,hala eskisi kadar temiz ve uzlaştırıcı barışçıl oluşunu gördüm.

 

Sevgili Veysel hocanın yazdığı sert yazılarının arkasında ne kadar sorgulayıcı ve derin bir bilgi hazinesine sahip olduğunu ve  bu birikiminden faydalanması gerektiğini gördüm. Sevgili Abit GÜNEŞ kardeşimin modern çağdaş demokrat düşüncesinin olduğu bir yerde tatil yapmanın keyfini yaşadım. EVET, HAYIR’ların bolca tartıştığımız bu arkadaşlarıma bana gösterdikleri yakın ilgiden dolayı çok ama çok teşekkür ederim.

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum