İran'da yaşanan olaylara dair…
Veysel YENİGÜL

Veysel YENİGÜL

İran'da yaşanan olaylara dair…

02 Ocak 2018 - 06:31

İran’da geçen Cuma günü hayat pahallığı ve siyasete baskılar nedeniyle başlayan protestolar devam ediyor. İran konusu bu coğrafyada yaşayan herkes için hayati bir meseledir. Konuya birden çok açı ve boyuttan bakılabilir. Fakat bu konuyu salt ‘’dış güçlerin parmağı, İslam dünyasını istikrarsızlaştırmak isteyen yahudiler’’ türü hazır algılar üzerinden okumak bizi hakikate ve işin özünü kavramaya ulaştırmayacaktır. 

İran kadim bir devlet ve politik akıl geleneğine sahiptir. Bu karışıklığı kontrol edebilecek potansiyeli vardır. Fakat, rejimden beslenen mezhepçi ulema ve velayeti fakih kurumu, sorunu iç iktidar hesaplaşması ve intikam aracına çevirirse ülkeyi kaos sarabilir.
Bu durumda kimsenin tahmin bile edemeyeceği sonuçlar çıkabilir ortaya...
Umarım, fıtri olana uyarlar. Hatalarla yüzleşip, başta iç politikasını düzeltip hak ve adalet çizgisine yönelir. Sonra da dış politikada uyguladığı ve genelde müslümanların zararına olan tavır ve uygulamalardan vazgeçerler. 
Halkını ve tüm bölgedeki Müslümanları, emperyalist güçlerin acımasız operasyonlarının hedefi haline getirmezler…
Bu adalet anlayışı ve hakkaniyet duygusu var mı peki bunlarda? 
Olmadığını iyi bilirim. Umarım bir ders alırlar.
Bu konuyla ilgili İran’da yaklaşık 10 yıl yaşayan bir öğretim görevlisi arkadaşımın gözlemlerini paylaşmak isterim. 
Şöyle diyor arkadaşım: 
‘’İran’da yaklaşık 10 yıl yaşadım. Bu süre zarfında şahit olduğum şey İran halkının sessiz bir ölüme mahkûm edildiğidir. Özel bir üniversitede kendi odasında dahi yüksek sesle konuşamayan hocalarımızla ders yapıyorduk. Mir İbrahim Musavi’nin aday olduğu seçimler İranlılar için değişime dair son umuttu. Seçim dönemini iyi hatırlıyorum. Gerçekten de insanlar bir şeylerin değişeceğine inanıyor ve var güçleriyle Musevinin seçimi kazanması için çalışıyorlardı. Normalde hiçbir seçime katılmayan yüzde 30’luk bir kesim dahi ilk defa o zaman sandığa gitmiş ve Musevi lehine oy kullanmıştı. Ama sonuç değişmedi. Devlet bir şekilde Musevi ve hareketi olan yeşil hareketi şiddet ve baskı ile bezdirdi. Musevi o günden bu yana hala ev hapsinde. Diğer oluşumun başı olan Kerrubi de. Sonrasında İran her geçen gün daha kötüye gitmeye başladı. İdeolojik ve dini dayatmalara bir de gün be gün artan pahalılık eklenince, İran’da yaşam özellikle halk için nerdeyse imkânsız hal almaya başladı. Buna bir de Arap Baharıyla başlayan süreç eklendi. İran halkı zaten İran'ın lübnan ve Gazzeye verdiği destekten ciddi anlamda rahatsızdır. Ancak buna bir de Suriye, Irak ve Yemen eklenince iş çığırından çıktı. 


Ekonomi kısa sürede yüzde/ % 40 daraldı ve gayri safi milli hasıla 600 milyar dolardan 350 milyar dolara geriledi. Ekonomik anlamda hiçbir gelişme ve iyileşme olmazken işsizlik, pahalılık, enflasyon ve yolsuzluk gün geçtikçe artmaya başladı. İran'daki hemen herkes bu gidişatın eninde sonunda biteceğini bilir. Yani İslam devleti eninde sonunda yıkılacak. Ancak bunun zamanı konusunda ihtilaf vardır. Ya bir hafta ya bir yıl veya daha uzun bir süre. Ancak halkının neredeyse yüzde sekseniyle her anlamda ters düşmüş ve kendi halkına yabancılaşmış bir rejimin ila nihaye ayakta kalamayacağını herkes bilir. 


Şimdi gelinen noktada anlaşılan bıçak artık kemiğe dayanmış ve belki de ilk defa halk denen kesim tepkisini alenen ortaya koymaya başlamıştır. Zira daha önceki bütün eylemeleri siyasi olarak bilinçlenmiş kesim başlatır ve halk da buna kısmen destek verirdi. Ancak bu sefer tersi oluyor. Sıradan insanlar artık dayanamayıp gösteriler düzenlemeye başladılar. Atılan sloganlardan İran’da uzun süredir neler olduğunu anlamak oldukça kolay. Tek fark ise ilk defa Şahın lehine sloganlar atılıyor olması. Maalesef gelen gideni aratır klişesi İran’da da gerçekleşmiş durumda. Şimdi ne olabilir. İran halkı adına gerçekten endişeliyim. Özellikle Suriye, Irak ve Yemendeki tahrip edici rolünden dolayı İran devletine nefret kusuyorum. Bin parçaya bölünse umurumda olmaz. Ama biliyorum ki bu devlet zulümde İsrail ve Esed'i dahi aratacaktır. Bu yüzden de İran halkı adına endişe duyuyorum. İran halkı gerçekten yetenekli ve saygın bir halktır. Orada bulunduğum süre zarfında bu toplumun beş bin yıllık medeniyet geçmişine sahip olduğunu bizzat hissettim. Allah'tan İran halkına yardım etmesini diliyorum. Dilerim kendilerine layık olmayan bu rejimden en az zarar görerek kurtulurlar. Allah yardımcıları olsun!’’


Sonuçta içinde bulunduğumuz şartlarda İslamcılar, Batı'nın demokrasisini beğenmiyorlar, ama İslam'ın adalet ve liyakate vurgu yapan ilkelerine de kendileri riayet etmiyor. 
Ne olacak, nasıl olacak peki?
Çözüm nedir? 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum