Reklam
Reklam
ASIL ÇILGINLIK BU
Galip SEVİNDİR

Galip SEVİNDİR

ASIL ÇILGINLIK BU

04 Temmuz 2011 - 12:45

Sayın Başbakan, seçimlerden önce çılgın bir proje açıkladı ”Kanal İstanbul” projesi. Malumunuz, hem ülkemizde hem de dünyada yankı uyandırdı bu proje.

Ama, Sayın Başbakan bir çılgın proje daha açıklamıştı seçimlerden önce. İş,ekonomik proje olunca pek anlaşılmadığı için,ekonomistlerin dışında üzerinde de fazla durulmadı.Bence asıl çılgın proje buydu.

Sayın Başbakan’ın ekonomideki bu çılgın projesi “SIFIR FAİZ” projesiydi..

”Kanal İstanbul” projesi, doğrudan İstanbul’u, dolaylı olarak da, tüm ülkeyi ilgilendiriyordu Ama “sıfır faiz”.projesi, doğrudan tüm ülkeyi ilgilendiren bir projeydi.

 

Şöyle demişti Sayın Başbakan;”Enflasyon faizin neticesidir. Hedef nedir? Faiz ile enflasyonu aynı seviyeye getirmektir. Faizi sıfırlamak için bunu yapmaya mecburuz. Bu adımları atacağız.”

 

İsterseniz, evvela konunun anlaşılması için reel faizin tanımıyla başlayalım;

 

Basit tabiriyle reel Faiz; Nominal faizin, enflasyondan arındırılmış şeklidir.Yani nominal faiz oranından,beklenen faiz oranını çıkarırsanız reel faizi bulmuş olursunuz.Bir ülkede nominal faiz oranı %7,enflasyon oranı da %5 ise Reel faiz; % 2 demektir.

 

Türkiye’de reel faiz %2 civarlarında, ABD ve Japonya gibi ülkelerde ise % 0,25 civarlarında seyrediyor.

 

Ülkemizde reel faiz yabancının lehine, yerlinin aleyhine işleyen bir mekanizmadır.Zira yerli yatırımcı, yıl sonunda zaten stopaj ödeyerek reel faiz getirisini sıfırlamış oluyor.

 

Başbakan’ın bu açıklamalarından sonra bir takım ekonomistler destek verirken, bir takım ekonomistler ise,yabancıların bu durumda ülkeden kaçacaklarını öngörerek karşı çıkmışlardır.

 

Ben deniz de nacizane, sıfır faizden dolayı yabancı yatırımcının ülkeden kaçmayacaklarını düşünenlerdenim. Tabi ekonomi biliminin “pozitif” bir bilim türü olmadığını defaetle söyleyenlerdenim yine.O yüzden herkesin fikrine de saygı duyuyorum.

 

Karşı çıkanlardan ekseriyetinin argümanı,cari açıktan kaynaklanan finansman zorluğu ve tasarrufların düşük olmasından kaynaklanan zorluklardır.Şu an cari açığın finansmanın önemli bölümü portföy yatırımları ve borçlanmadan kaynaklandığı için, faizin sıfırlanmasının doğru olmadığı yönünde ki argümanlarıdır.Yine bu argümanları savunanlar ancak faizlerin yükselmesiyle enflasyonun düşebileceğini öne sürmekteler.

 

Evet, cari açık şu ekonomimizin en büyük sorunu gibi görünüyor.Denetim altına alınmadığı müddetçe risk yaratma oranı çok yüksek.Ama, şu an diğer ekonomik argümanlarla kontrol altında tutulduğu da bir gerçek.Kriz dönemlerinde ülkemizde cari açık, tamamen devletin borçlarından kaynaklanır,devlette bu borçlarını yine yüksek faizle tekrar borçlanarak kapatmaya çalışırdı.Oysa bugün, bu cari açığın büyük bir kısmı özel kesimin borçlarından kaynaklandığı gerçeğini unutmamak lazım.Devletin kısa vadeli borç miktarı 4,9 milyar dolar iken,özel kesim kısa vadeli borç miktarı 70 milyar dolar civarındadır.Özel kesim borçlarına hazine garantisinin olmadığı argümanını da unutmayın.

 

Cari açığın finansmanı, Faizlerin artışıyla değil, Türk lirasının aşırı değerlenmesinin fazlasını almakla dengelenmesi gerektiğini savunanlardanım.Bunun da uzun vadede olması gerektiğini, aksi taktirde dövizle borçlanan iç yatırımcının borcunun daha fazla artmasını getirecektir beraberinde.Bir diğer çözümünde ithalattaki ara malların üretimine bir an önce geçilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Faiz/enflasyon denklemi konusunda yine tersi düşünenlerdenim.Bence de faizlerle enflasyon arasında ters bir orantı değil,doğru bir orantı vardır.

Dünyada gelişmiş ülke ekonomilerinde ki veriler bunu doğrular neticededir.

 

Sıfır faizin sanayiciye yarayacağı, sanayicinin hoşuna gideceği bir gerçek.Sıfır faiz ile, reel yatırımların artacağı da bir gerçek.Reel yatırım artıncı da, paradan para kazanmak zorlaşır.

 

Dünyadaki ekonomik konjoktür, artık paradan para kazanmanın zorlaştığı, yatırım ve ticaretten para kazanma döneminin başladığını gösterir bize.

 

Yapısal reformlarının büyük kısmını halletmiş bir Türkiye, ayaklarının üzerinde daha sağlam duran bir Türkiye’dir.

 

Türkiye, bu konuda rüştünü ispat etmiş bir ülkedir.Bankacılık sektöründeki yapılanmasını bitirmesiyle ekonomik riskleri alt seviyelere çekmiş,paradan altı sıfır atarak (ki o zamanda aynı koro bunu yapamazlar.yaparlarsa enflasyon fırlar demişlerdi) bırakın enflasyonun yükselmesini,ardı sıra tek sayılı rakamlara inmesini sağlamıştır. 

 

Türkiye doğru yolda ilerliyor. Siz bakmayın faiz lobisinin koro halinde ağıtlar yakmasına.Bu ağıtlar arasında seçim sathından çıkmış bir ülke,nasıl oluyor da yılın ilk çeyreğinde %11 gibi bir seviyede rekor kırarak Çin gibi ülkeleri geride bırakarak dünyanın en fazla büyüyen ülkesi oluyor.

 

Türkiye’de bütçe açığı son dokuz yılda %9 dan, % 3’e geriledi.Borç yükü ise %96’ dan, % 3’ ün altına düştü.IMF Başkanı’nı, kendi ülkesinin Maliye Bakanı’ndan daha çok tanıyan bir ülkeden, kendi Maliye Bakanı’ndan başka isim hatırlamayan ,tanımayan bir ülke haline geldik.

 

Şimdi de “sıfır faiz”i konuşuyoruz artık.

 

Sıfır faiz; daha fazla yatırım demektir.

Sıfır faiz; daha fazla denk bütçe demektir.

Sıfır faiz; cesaret demektir.

Sıfır faiz; kan emicilere karşı baş kaldırı demektir.

Sıfır faiz; paradan para kazanan beleşçi lobilere karşı ülkeyi savunmaktır.

 

 

Siz seçimlerden önce, “The Economist” gazetesinin hükümete karşı ekonomik ve siyasi tercih cephesi oluşturmasını tesadüf mü sanıyorsunuz?.”The Economist”in yayınlandığı Londra, Türkiye’ye yüksek faizle borç vermek isteyen lobilerin mesken tuttuğu bir yer.Yoksa bizi çok sevdiklerinden koruyup kollamak istediklerinden mi sanıyorsunuz?

 

Bunlar “sıfır faiz” kavramını her duyduğunda ellerini ceplerine atıp, paralarına dokunup ağıt yakarlar.

 

Bütün bunları tüm dünya çözümledi de, bizim Ana Muhalefet partisi CHP çözümleyemedi. Hükümetin neden %50 oy aldığını bir türlü toplayıp çarpamadı.Şimdilerde bunu Meclis’te çözümlemeye çalışıyor.

 

CHP’ ye gönül veren dostlar kusura bakmasınlar ama, bizim şu CHP, hukuka çarpmayı öğrendi, onlarca kez Halk’a çarpmayı öğrendi, şimdilerde Meclis’e çarpmayı öğrendi. Ama bir türlü şu “Matematiksel çarpma”yı öğrenemedi.

 

Halk’a çarpmaktan kendini alıkoyup, matematiksel çarpma öğrendiği gün, bu ülke iyi bir “Ana Muhalefet” kazanacaktır..

 

Yoksa bu gidişle “Tek partili bir Meclis”e doğru gidiyoruz.

 

Haberiniz olsun...

 

 

 

    

YORUMLAR

  • 0 Yorum