Reklam
Reklam
Neyın Sevdım Bilmirem ki?
Galip SEVİNDİR

Galip SEVİNDİR

Neyın Sevdım Bilmirem ki?

27 Aralık 2011 - 13:47

Halk Edebiyatı, kaynağını halktan alan bir kültürdür. Geleneğe bağlı olarak gelişen sözlü bir edebiyattır. Bu edebiyat türü, halkın duygu ve düşüncelerini yaşama ve dünyaya bakışını yansıtır. Halk diliyle oluşturulmuş bir edebiyat türüdür.

 

Genelde üç bölümden oluşur Halk Edebiyatı;

1-      Anonim Halk Edebiyatı

2-      Aşık Edebiyatı

3-      Tasavvuf Edebiyatı

 

Halk Edebiyatı başlıca; aşk, ayrılık, gurbet, ölüm, din, tasavvuf, kahramanlık vb.gibi konulardan oluşur.(Edebiyat Fakültesi Dergisi)

 

Daha çocukken, Abdulkerim Ağabey’im tarafından abone olunup eve getirilen "Türk Edebiyatı Dergisi" (Edebiyat dünyasının en uzun soluklu dergilerindendir), zihinlerimizde çok ağır bir iz bırakmayı başarmıştı. Daha ilkokul talebesi iken bu dergi sayesinde tanışmıştık Necip Fazıl'lar, Cengiz Aytmatov'lar, Ayla Ağabegüm'ler ile..

 

Bu edebiyat sevgimiz, ortaokul yıllarında bu sefer Erol Ağabey’imin eve getirdiği Yaşar Kemal’in “İnce Memed” serisiyle devam etmiş, düşünce dünyamız her iki tandansla “insan sevgisi” “insan öznesinde” bizi müşterek kılmıştı.

 

Evimizden Erol Ağabey’imin, Edebiyat Fakültesi’ni tercih etmesi “bir evden iki edebiyatçı fazla” düşüncesi, beni bir başka alana kaydıran sebeplerden biri olmuştur belki de. Ama Edebiyat sevgisi, ruh ve düşünce dünyamdan hiçbir zaman kopmamış, çeşitli şekillerde yaşamımın bir yerlerinde olmuştur hep.

 

Lise yıllarında başlayan amatörce şiir merakım, her dönemde kendini duygu dünyamda hissettirmiş, dimağımda her zaman farklı bir iz bırakmıştır.

 

Üniversite yıllarında devam eden bu şiir zevki kendisini divan ve halk edebiyatı alanına kaydırmıştır.

 

Özellikle yukarıda tanımını verdiğim “Halk Edebiyatı” türünden şiirler öğrenci evlerimizin neşe kaynağıydı aynı zamanda. Bazen arkadaşlarla toplanıp, “Aşık Edebiyatı”ndan örnekler dinlemek üzere “Aşık Kahvehaneleri”ne gitmemiz”, “Atışma”  türü edebi dörtlüklerden dinleyip, evde kendi aramızda bunu devam ettirmemiz, farklı bir zevkti bizim için.

 

Herhalde evdeki atışmalarımız derlense, ayrıca bir edebi antoloji olabilirdi sanırım.( Burası latife tabii ki.)

 

Nedense bugün, o zamanlar kaleme aldığım bu örneklerden birini sizinle paylaşmak geldi içimden. Hep siyaset, ekonomi ya da gündemi yazacak değiliz elbette. Nihayetinde “yerel kültür”ümüzün ismini taşıyan bir sitede, yazma uğraşı içerisinde değil miyiz?  

 

 Lafı çok uzatmadan sadede gelip, konumuza girelim isterseniz.

 

Efendim; bizim Hınıs’ta, bir “uşağ”ın gönlü bir kıza düşmüş..Yanmış tutuşmuş..

Kız, ahım şahım bir kız da değil, ama gönülde, mantık dahilinde değil işte..İstediğine konar, istediğinden göçer.. Çocuk sevmesine sever de, kendisi de bilir, kızın iltifata ne kadar tabi olduğunu..Her ne kadar büyüklerimiz; “Marifet, iltifata tabidir” deseler de  açık seçik ortadadır iltifata tabi olanın, marifet taşımadığı.. Çocuğun aklı “vazgeç” der ama, gönlü aklından çok daha inatçıdır maalesef..

 

Yüreğinin sesine kulak verelim, bakalım neler söylemiş bizim delikanlı dörtlüklerde sevdiğine,sevdiceğine..

 

 

Ne yaptım gönlının olmadı rızası

Benimki sanırsam bir aşk kazası

Tahta kapinın demır zırzası

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

Çaya getırirsen kilimi, çuli

Dilin, çaydaki sudan, daha da suli

Kurban olim Allah’ın çirkin kuli

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

Bir ayakabın ters, birinin yok eşi

Bir bacağın gappol, bir bacağın teşi

Duadayam ahan sabağın beşi

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

Çağırirsan diyirsen gel kalağa

Gelirem çevırirsen beni yalağa

Töbe etsem de her gün üç telağa

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

Belınde huşgi sepeti, elınde tejgere

Biri yoh ki beni çarmığa gere

Aha da söylirem herkese eşgere

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

Bıyıkların bıyığımla yarışir

Sakalların saçlarıma karışir

Demek ki bene belesi yaraşir

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

Bazen tanko olirsan, sürirsen ruji

Tırnakların ojeli, parmakların buji

Saçların tel tel kalkmış, olmişsan juji

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

Ne yemekten anlarsan ne de sosından

Bi de ögınirsen boyınnan posından

Ne farkın var bizim sari tosından

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

Yürirsen atlar gibi dört nala

Bi de terken atlayacaktım az kala

Dua edirem; belki Allah seni ala

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

Çok güzelsen sanki, bi de naz edirsen

El aleme beni dınaz edirsen

Haklisan valla, bene az edirsen

Senin neyın sevdım bilmirem ki?

 

Ahşam olir, mallar gelir naxırdan

Bir hışımnan çıhirsan o axırdan

Altındım, degersız ettın paxırdan

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

Diyesen Hınıs’ta başka kız kalmadi

Sanki evde kaldım, kimse beni almadi

Bütün Hınıs duysın; bende takat kalmadi

Senın neyın sevdım bilmirem ki?

 

***

Yazmış yazmasına da bin pişman olmuş bizim delikanlı. Pişmanlığını da sonrada şu dörtlüklerle dile getirmiş.

 

Bax sözlerıme hemen inanirsan

Yazdığlarımi oxir, doğri sanirsan

Ele saf temizsen ki hemen kanirsan

Seni nasıl sevmişem bilmirsen ki?

 

Sen can, sen ciger, sen hanımsan

Sen bedenımde nişan, öbır yanımsan

Damarımda dolaşan kızıl kanımsan

Seni nasıl sevmişem bilmirsen ki?

 

Siyaset, ekonomi,vb. gibi yazılar arasında  “yöresel kültür” molalarımız devam edecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum