Reklam
Reklam
GEZİ-İ UMUMİYE
Galip SEVİNDİR

Galip SEVİNDİR

GEZİ-İ UMUMİYE

06 Haziran 2013 - 13:42

                                                   GEZİ-İ UMUMİYE

 

Geçen hafta bir iş sebebi ile yolum taksimden geçince tanımıştım onları..Bir avuç insanlardı.Sayıları yirmi kişi ya vardı ya yoktu.Önlerine çekilen polis barikatını aşıp, Gezi parkının, Divan Pastanesi’ne bakan kısmındaki 8-10 ağacı sökmeye çalışan iş makinasına engel olmak istiyorlardı.Amaçları ve mücadeleleri takdire şayandı.Şehir içindeki yeşilin,Parkın,gölgeliğin yok olmaması için çırpınıyorlardı.En demokratik haklarıydı bu direnişleri.

Akşama doğru aynı yoldan tekrar geri dönünce,polis barikatını aşıp,iş makinasının önünde duran,ve ağaç sökümünü durduran Sırrı Süreyya Önder’i gördüm Gezi Parkında..

 

Daha sonra akşam haberlerinde izledim gün içerisindeki Gezi Parkı direnişini..Ve ertesi gün sabah yapılan müdahele ve gerisi malum..

 

Demokrasilerde vatandaşların İktidara,İktidarın icraatlarına,ya da kendisine ters gelen her karara, her projeye itiraz hakkı vardır.Bunu gösteri ve yürüyüşle de protesto edebilir.Yazarak çizerek de..Bu demokrasinin bir nimeti olduğu gibi,demokrat olmanın da olmazsa olmaz şartlarından biridir.

 

İktidarlar da vatandaşların bu haklarını korumak ve kollamak zorundadır.

 

İkinci gün yaşanan olaylar işi, protesto,hak hukuk meselesinden çıkarıp toz duman bulutuna çevirdi.Polis haklı/protestocular haksız yada protestocular haklı/polis haksız tartışması o saatten sonra benim için anlamını yitirdi.

Doğrusu, gaz bombalarının ve kaldırım taşlarının içerisinde, hangi kurtların hangi havaları sevdiği filmini onlarca kez izlemiştik daha önce.

Elbette Polis’in içerisinde aşırı güç kullanan vardı,ve yine elbette ki göstericilerin içinde kendini kaybeden iyi niyetli insanlarda vardı..Ama, gece Taksim Meydanında halaylar çeken, eğlenen kalabalığın yanında Beşiktaş’ta bu ülkeden daha çok şey isteyen, yakıp döken, Başbakanlık ofisine yürüyüp işgal etmek isteyen Vandallar da vardı.

 

Nedense, bu milletin hak arayan bazı çocukları Taksim meydanında halay çekerken,Beşiktaş’ta ki Başbakanlık Ofisine yürüyenler arasında İngiliz vatandaşları ,bilmem nerenin vatandaşları cirit atıyordu.Ne kadarda çok severlerdi bu memleketi ve bu toprağın insanlarını, bu sayede öğrenmiş olduk..

 

Özellikle uluslararası medya BBC,CNN El-Cezire gibi görsel basın ve yine Financial Tıme’s, Daily Telegraph gibi bazı yazılı medyada çıkan haberlere baktığınızda herkes devrim ve demokrasi aşığı kesilmişti Türkiye’ye karşı..

 

Nerdeyse bu ülkenin Başbakanını Esad’dan,Mübarek’den daha zavallı göstereceklerdi haberlerinde ve yazılarında..

 

Ben işin başka bir kısmını anlatmaya çalışıyorum.

 

Kapitalist düşünce; bütün dünyayı kendisine tüketim pazarı gören ,bu pazarda ar,ahlak,değer tanımayan,yer küreyi para baronlarının eline veren bir canavardan başka bir şey değildir.

Bu baronlar; menfaatleri  gereği az gelişmiş ve gelişmekte olan pazarların iplerini sımsıkı ellerinde tutmak isterler.

Bu baronlar; yer yüzünde üretmeden en kolay para kazanan, ikinci ve üçüncü dünya insanın ümüğünü sıkan sülüklerden başkası değillerdir.

Birazcık uluslararası ticaret ile iştigal eden, yada okuyan/yazan çizenler bunu rahatlıkla bilirler.

 

Türkiye 75 milyonluk bir Pazar.Sülüklerin iştahını kabartan bir Pazar.

1854 yılında ilk defa yurt dışında alınan dış borçla başlayan Düyun-u Umumiye tam bir asır yani 100 yıl sürmüştür.Osmanlı imparatorluğunun son dönemleri ve Cumhuriyetin ilk dönemleri Düyun-u Umumiye’ye ödenen borçlarla geçmiştir.

 

Düyun-u Umumiye bugünkü IMF’ye işleyiş olarak benzeyen bir kuruluş.O gün dış borçların ödenmesi için vergi ve harçları yabancı alacaklıların kontrolüne veren bu kurumun,bugün IMF adı altında ülkelerin vergi ve gelirine ipotek koyan bu kurumdan hiçbir farkı yoktur.

 

1854 yılında başlayan dış güdümlü ekonomik politikalar, 1954 yılına kadar Düyun-u Umumiye adı altında,1961 den itibaren de IMF adı altında bu milletin ümüğünü sıkıp,kanını emmiştir.

 

Enteresandır, Türkiye ne vakit ki bu kuruluşlarla kredi ilişkisini sonlandırdıysa, peşinde ülkede bir kaos ortamı oluşturulmuştur.

 

Türkiye Düyun-u Umumiye’ ye olan borcunu bitirdikten sonra, 1960 ihtilali olmuş, hemen akabinde 1961’de IMF ile anlaşma yapılmıştır.1971-78 arasında IMF ile herhangi bir stand-by antlaşması yapamayan Türkiye, peşinden 1980 ihtilalini yaşamıştır.1983 yılından sonra da çeşitli defalar IMF ile anlaşmalar yapılmıştır.2008 yılında yapılan son düzenleme ile birlikte 14 Mayıs 2013 tarihi itibari ile dış borcun son taksiti de ödenerek, Türkiye ekonomik bağımsızlığını ilan etmiştir.Peşine hemen bu olayların gelmesi manidardır yine..

 

Bir ülke ekonomik olarak bağımsız değilse, siyasi olarak da bağımsız değildir.Ekonomiyi gözünüzde soyut hale getirip büyütmeyin.Mikro ölçeğe indirin.Düşünün bir arkadaşınızdan sizden borç para alıyor.Uzun vadeli.Arkadaşınız sıkıntıda ödeyemiyor.Sizinle her karşılaştığında yaşadığı mahçubiyeti düşünün?

Ya da aranız bozulduğunda ilk söyleyeceğiniz lafı düşünün.İlk laf “sen ilk önce borcunu öde!”  olmayacak mıdır?

Uluslararası ekonomik ilişkiler de böyledir.Paran kadar konuşursun.

 

Kolay para kazanma peşinde koşan baronlar ve faiz lobileri, Türkiye’nin bugün ki halinden elbette ki rahatsız olacaklardır.

Onlar, üreten bir Türkiye istemezler.Çünkü üreten Türkiye’de enflasyon düşecektir.Enflasyon düşünce Dövizden, kurdan para kazanamayacaklardır.

Onlar, Faizlerin düştüğü bir Türkiye istemezler.Çünkü, faizlerin düştüğü bir Türkiye’de paradan para kazanıp, garip gurebanın hakkını gasp edip, ceplerine atamayacaklardır.

 

Çünkü ,artık karşılarında “Trilyon dolar”a giden GSMH’ sı olan bir Türkiye vardır.

Çünkü, artık kasasında her an hazır, 130-140 milyar dolar olan bir Türkiye vardır.

Çünkü,karşılarında artık faizlerin yüzde 5-6 lara düştüğü bir Türkiye vardır.

Onlar, kişi başına düşen gelirin 15 binlerde olduğu bir Türkiye istemezler.

Onlar, üreten Türkiye istemezler,

Onlar, tüketen Türkiye isterler.Onlar “Biz üretelim, siz monte edin” derler.

Onlar, savunma sanayini kendi üreten bir Türkiye istemezler.

Onlar, tankını, topunu, tüfeğini, uçağını kendisi üreten bir Türkiye istemezler.

Onlar, 50 milyar dolara yaklaşan savunma sanayi malzemesi ihraç eden bir ülke istemezler.

 

Türkiye’de yaşanan kaosun ilk günüde, faiz lobilerince kazanılan para 1 milyar dolardır.

Bu para havadan kazanılan paradır.Senin,benim cebimden çıkıp bu lobilerin cebine giren paradır.

 

Atılan her taşın,kaldırılan her elin altında,yanında bu ellerden de olduğunu unutmamız gerekir.Kaç gündür yurt dışında atılan manşetler ,yurt içinde halkı galeyena getiren soyal medya mesajları bu lobilerden bağımsız değillerdir.Atılan her taş,bunların cebine para olarak dönecektir.

 

Akl-ı selim insanlar, Gezi Parkı’nı, Düyun-u Umumiye’ ye parkına(ben buna gezi-i umumiye diyorum.)çevireceklerini farkına vardı.

Demokratik tepkilerini en etkili şekilde verdiler.Hükümet kanadı da bu tepkiyi anladığını çeşitli ağızlardan deklare etti.

Türkiye şu an kritik bir dönemeçten geçiyor.

2023 hedefleri az gelişmiş ülke kategorisinden çıkıp gelişmiş ülke kategorisine geçme hedefidir.

Bu dönemlerde kimselere prim vermemek lazım. Oynanan oyun aşikardır.

 

Uluslararası ve ülke içinde bazı baronlar, Başbakan’ın kellesini istemekteler.Her kimin derdi, her kimin sıkıntısı varsa yakıp yıkmadan,döküp kırmadan Başbakan ile, Bakanlar ile Hükümet ile,Meclis ile  görüşme yolunu seçmelidir.İktidarlarda elbette ki halkının sesine kulak vermelidir/verecektir.Sıkıntılarını giderecektir.

 

Bu ülkenin tüm uluslararası güçlere rağmen kazandığı bu kıymetleri, bir anda berheva etmemek gerekiyor.

 

Protestocuların diline bakın anlarsınız her şeyi..bir “ N’olur artık Hükümet ya da irade sahipleri bizi anlasın..Sayın Başbakan’dan rica ediyoruz” diye seslenenlere bakın..(Bunların içerisinde niyetlerinden asla şüphe etmediğim en az 35-40 kişiye yakın arkadaşlarım,dostlarım var.)..Birde ağza alınmayacak küfürlerle Başbakan’a ve ailesine aleni saldıran,ortalığı yakıp yıkıp kaos çıkartan vandallara bakın, farkı anlarsınız zaten.

 

Uluslar ve Uluslararası bir takım sermaye sahiplerini tarafsız bir gözle izleyin,filmin tamamını görürsünüz zaten.

 

Kendi ülkelerinde ki protestoları ,polis şiddetini demokratik tutum diye gösterip, Türkiye’de ki bir grup insanın protesto hakkını,hemen “ Türk Baharı” diye niteleyen bu iyi niyetli! Türk dostu ülkelerin bu olaylardan geri duracağını mı sanıyorsunuz?

                 

Anadolu sermayesinin artık köprü ihalelerini aldığı bir ortamda, faizci lobi holdinglerinin bu olaylardan geri kalacağını mı düşünüyorsunuz?  

 

 Zekeriya köy’de ormanın katledilip tam göbeğine inşa edilen özel üniversitenin sahipleri olan bir holdingin, tüm kadrolarıyla birlikte çevreci kesilip, bu eylemin destekçisi olmaları size hiç mi acaip gelmiyor? 

 

Ya da, boğaz kıyılarında yürürken, insanların deniz görme hakkını elinden alan yalı sahipleri, yine boğaz sırtlarında orman içindeki villalarında püfür püfür esen rüzgarla birlikte denizi seyreden, beton yığını Avm’lerde dolaşmaktan zaman bulup halkın arasına giremeyen bu zat-ı muhteremlerin bu eyleme  destek vermeleri hiç mi çelişkili gelmiyor size?

 

Ahh! Gözü kör olası şeytan,neden hep ayrıntılarda gizlenir durursun..!

 

 

      

                

 

    

YORUMLAR

  • 0 Yorum