Reklam
Reklam
Güle Güle Güzel Dostum
Galip SEVİNDİR

Galip SEVİNDİR

Güle Güle Güzel Dostum

29 Temmuz 2011 - 19:56

Hafız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
Gece; bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şiraz'ı hayal ettiren ahengiyle.

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde;
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar;her gece bir bülbül öter.

                           

                                             Yahya Kemal BEYATLI

 

Günün tüm yorgunluğu, bedenimi akşam serinliğinin kollarına bırakmışken,çalan telefonun sesiyle toparlanmaya çalıştım.Arayan eski bir arkadaşımdı.Sesinin titrekliği kara bir haberin mermisini can evinden yemiş gibiydi.

Hoş beşten sonra “Canım çok sıkkın” dedi.

 

”Anlamıştım zaten” dedim.

 

“Seninde canını sıkacağım mecburen” dedi.

 

“Hadi çıkar ağzındaki baklayı da, rahatlıyayım bari”

 

“Sebahattin” dedi..

 

“Hayrola! Hangi sebahattin? Hem ne oldu ki Sebahattin’e”

 

“Sebahattin Sarıyer..Kaybettik Sebahattin’i Galip” dedi..

 

Üzerimden dünyanın yükü geçti sanki..

Elim,ayağım boşaldı..Susup kaldım.Bir şey söyleyemedim.

Arkadaş anlattı ölüm serüvenini.Ne zaman,nerde,nasıl olduğunu..

Kendimi toparladım. “inna lillahi ve inna ileyhi raciun” diyebildim fısıldar gibi.

Böylesi zamanlarda daha bir sığınacak limandır Yüce Mevla.Ne güzel bir teselli kaynağıdır insanoğlu için ”O’ndan gelip yine O’na dönmek” ayeti..

 

Sebahattin ile dostluğumuz 1977 yılına dek uzanır.Daha küçük birer sabi iken Atatürk ilkokulunun  birinci sınıfında tanışmıştık onunla.O gün, bu gündür süregelen güzel bir dostluğumuz vardı.Yıllar dostluğumuzu hiç eskitememişti.Hınıs’a her geldiğimde,oturur sohbet ederdik.Hasret giderirdik.

 

Geçen yıl geldiğimde,evlerinin önünde aniden karşılaşmıştık yine.Boynuna sım sıkı bir atkı bağlamıştı.Sesi kısık kısık geliyor,konuşmaya zorlanır gibiydi.Normal zamanlarda ki sesinin kibarlığı değildi bu.Anlamıştım.Fazla yormamak için kısa kesmiş,sonra görüşmek üzere sözleşip ayrılmıştık.

 

Sebahattin, uzun zamandır bu lanet hastalığın pençesinde direniyordu.Yıllarca meydan okudu ve çoğu zaman galip gelmesini bildi.

Bir kaç ay önce,telefonla beni aradığında Ankara’da hastanedeydi.Ortak bir arkadaşımızla,hasbihal için arayıp sürpriz yapmıştı.İlk defa sesinden bir mağlubiyetin tınısı vardı.Tedavi gördüğünün söyledi.Dua istedi.Bütün dualarımı en içten dileklerimle kendisine ilettim.

 

Bu görüşmemizden bir müddet sonra Ankara’ya yolum düştü.Kendisini aradım,ziyaret etmek istediğimi söyledim.Çok sevinmişti.Daha yeni kemoterapi aldığını,ve Hastahane’nin bulunduğum yere çok uzak olduğunu,buraya gelmiş gibi kabul ettiğini söyledi.”İnşallah hastaneden çıktıktan sonra, İstanbul’a gelir görüşürüz” dedi.

”İnşallah” dedim,kapattım telefonu.

 

Ölüm haberini aldıktan sonra,Atatürk ilkokulu’nun bahçesinde top peşine koşturduğumuz günden tutun da,bugüne dek tüm yaşadıklarımız gözümün önünden bir film şeridi gibi gelip geçti.Toplanıp, yürüyerek ta Parmaksız köyüne maç yapmaya gitmelerimiz,kahvede sıcak bir çay eşliğinde sohbetlerimiz,Eczane de çalışırken,her geçişte gülümseyip selamlaşmalarımız,iyi gün,kötü günde hep yan yana olmamalarımız geldi geçti gözlerimin önünden.

 

Sebahattin,çok kibar,çok sıcak bir dosttu.En eski,en eskimeyen dostlarımdandı.

 

Ölümü gerçekten sarstı beni.

 

Keşke, arkasında iki satır yazı yazma mecburiyetinde bırakmasaydı beni.Keşke bu kadar ecele etmeseydi bir an önce gitmek için..

 

Yapacağımız bir şey yok.Yapacağımız tek şey O’nu dualarımızda saklamak.Dualarımızla tekrar büyütüp beslemek.

 

Yolculamaya da gelemedim bu son yolculuğunda..Arkasından,hayaliyle baka kaldım öylece..

 

Dudaklarımdan iki kelime belirdi sessizce..

 

Güle güle güzel dost, güle güle..

 

Mekanın cennet olsun..

 

Makamın Firdevs..

YORUMLAR

  • 0 Yorum