Türkiye’nin gündemi yaklaşık 10 gündür İsrail’in Mavi Marmara Gemisine yapmış olduğu müdahaleye kitlenmiş durumda. Bu baskın çerçevesinde hükümetin İsrail ve Filistin konusunda izlemiş olduğu siyaset ve Türkiye’nin dış politikada eksen kayması yaşayıp yaşamadığı konuları televizyonlarda harıl harıl tartışılıyor. Miting meydanlarında aşka gelen insanlar “Kahrolsun İsrail, Ordu Gazze’ye” sloganları atıp içlerini boşaltıyorlar. Bir kıyamettir kopup gidiyor. Başbakanımız, Müslüman Arap Dünyasını tek çatı altında birleştirme iddiası taşıyan 1960’ların karizmatik Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdül Nasır’ın ardından “İslam Dünyasının Karizmatik Lideri” rolüne soyunarak, siyasi eğitimini aldığı Milli Görüş ekolünün ve rahle – i tedrisinden geçtiği hocası Necmettin Erbakan’ın ütopik rüyası olan “İslam Alemine Önderlik Etme” idealini gerçekleştirmiş bir kişi olma hevesi ile önümüzdeki referandum ve seçim sürecine kendini hazırlamakta. Meydanlarda yaptığı coşkulu konuşmalarda bu havayı solumak, bu iddiayı ispatlayacak işaretleri görmek mümkün.
Burada
· Hükümetin İsrail ve Filistin politikası doğru mu, yanlış mı?
· Mavi Marmara gemisi ile gidenler Türkiye için hayırlı işler yaptılar mı, yapmadılar mı?
· Oraya gidenler yardım amacıyla mı gittiler, yoksa vasiyetlerini ailelerine verip helallik alarak peşin peşin şehit olmaya mı gittiler?
· PKK başta olmak üzere Türkiye’deki pek çok kanundışı (illegal) örgüte destek veren, Abdullah Öcalan gibi bir adamı kahraman olarak gören, Kıbrıs davasında Türkiye’yi değil, Rum kesimini destekleyen Filistinliler gerçekten bizim kardeşlerimiz mi, yoksa değil mi?
· İnsanların meydanlarda gururla Türk bayrağının yanında salladıkları Filistin bayrağı ilk defa ne için çizildi, kimin bayrağıydı?
Sorularını sorup derin konulara değinmeyeceğiz. Bu konular belki bir sonraki yazımızda dile getirilecek. Bu yazımızın esas konusunu Başbakan’ın bilerek veya bilmeyerek söylediği bir söz oluşturuyor: “HAMAS terör örgütü değildir. PKK ile aynı kefeye konamaz. Biri vatanından işgalciyi atmak için çarpışıyor, İsrail vatandaşı değil. Diğeri ise vatandaşı olduğu ülkeye isyan ediyor. O yüzden HAMAS terör örgütü değildir, PKK ise terör örgütüdür”.
Atalarımız herhangi bir iş yapıldığında “dokuz ölç, bir biç” diyerek bizlere öğütte bulunmuşlardır. Yine halk arasında “ağızdan çıkacak kelama dikkat etmek gerekir, gırtlak dokuz boğumdur, bir laf gırtlaktan çıkmadan önce her boğumda tartılıp öyle söylenmelidir” şeklinde ifade edilebilecek bir inanç vardır. Hz.Ömer (R.A.)’ de “üç şeyin telafisi yoktur, geçen zamanın, atılan okun ve ağızdan çıkan sözün” buyurmaktadır.
Dünyada terörizm üzerine herkesin mutabık kaldığı bir tanım henüz yapılmamış olmasına karşın günümüzün tabiriyle yuvarlak, eskilerin deyimiyle “efradını cami, ayarını mani” bir tanım yapmak mümkündür. Bu tanıma göre terörizm “siyasi, dini ve ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere, resmi, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımı” şeklinde tanımlanabilir. Terör uygulayan organize gruplara terör örgütü, terör uygulayan şahıslara ise terörist denir. Bu tanıma katılmayanlar için, Türk Vatandaşı olarak, hala geçerli olduğu için, hepimizin doğru kabul etmek zorunda olduğumuz Terörle Mücadele Kanunu’ndaki tanıma bakabiliriz. Türkiye'de 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörizm şu şekilde tanımlanmaktadır:
“Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”
Dikkat buyrulursa bu maddede teröristlerin tabi oldukları vatandaşlıklarla ilgili herhangi bir hüküm yer almıyor. Bu tanımda yer alan “Türkiye” ibaresinin yerine “İsrail” kelimesini koyarsak ve aynı maddeyi İsrail içinde geçerli kabul edersek HAMAS’ın bal gibi bir terör örgütü olduğu ayan, beyan ortaya çıkar. Bir örgütün terör örgütü olup olmamamsı, o örgütün mensuplarının tabi oldukları vatandaşlıklara bakılarak ölçülmez. Bir an için başbakanın dediğini doğru kabul edersek, yarın öbür gün birileri çıkıp şu iddiaları ileri sürme hakkını elde eder:
1 – Türk vatandaşı PKK’lılar terörist ise, Türk vatandaşı olmayan Suriye Vatandaşı, Irak Vatandaşı, Ermenistan Vatandaşı PKK’lılar terörist değildir. Onlar PKK’ya büyük birleşik Kürdistan’ı kurmak için girmişlerdir. Türk Devleti onları yakaladığında hapse atamaz.
2 – 1973 – 1985 arasında yurtdışındaki Türk diplomatlarını şehit eden ve Türk vatandaşı olmayan ASALA militanlarının hiçbiri terörist değildir. Onlar yerlerinden yurtlarından 1915’te sürülen dedelerinin öcünü alan ve Batı Ermenistan’ı (Doğu Anadolu’yu) Türk işgalinden (!) kurtarmak isteyen vatansever eylemcilerdir.
3 – İstanbul’da sinagogları, İngiliz Büyükelçiliği’ni, HSBC Bankası’nı bombalayan ve 50 civarında Türk vatandaşını öldüren El – Kaide militanlarının önemli bir bölümü ve eylem emrini verenlerin tamamı Türk vatandaşı değildir. Onlar ABD yandaşı, kafir (!) Türk devletiyle inançları doğrultusunda savaşıyorlar. O halde onlar terörist filan değil, mücahittir.
Örnekleri çoğaltmak mümkündür. İsrail, Türkiye’nin diğer dünya devletleri ile birlikte varlığını 60 küsür yıl önce tanıdığı bir dünya devletidir. Son tahlilde HAMAS, her ne kadar sivil bir kolu olsa da ve bu kolu seçimlere girse de, İsrail’in varlığına toptan düşman olan ve bu düşmanlığı için sivil İsrail vatandaşlarını da intihar eylemleriyle katletmekten çekinmeyen azılı bir terör örgütüdür. Olaya evrensel insan hakları bakımından değil, sadece İslam Savaş Hukuku açısından baktığımızda da bu durum ayan beyan böyledir. İslam Savaş Hukuku’nda kadınlara, çocuklara, yaşlılara, sakatlara, tarlada çalışana dokunulmaz. Aman dileyene silah çekilmez. HAMAS intihar komandolarının eylemleriyle, hamile kadınların bindiği otobüslere Molotof kokteyli atıp hamile kadınları öldürerek terörist bir örgüt olduğunu göstermiştir. Terörizm’de esas olan kasıttır. HAMAS, bu eylemlerini kasıtlı yapmıştır. İsrail’in devlet olarak Gazze’de ve Filistin’de yapmış olduğu yanlışlar, bu gerçeğin üzerini örtmez, HAMAS’ın yaptıklarını masum, mazur ve meşru gösteremez. Çünkü iki yanlış bir doğru etmez.
Konuşmalarını genellikle prompterdan (konuşmacının karşısında yazıların akıp gitmesini sağlayan ekran biçimindeki alet) okuyan başbakanın acaba ağzından çıkanı kulağı duyuyor mu? Sanırım yaşanılan olayların heyecanıyla HAMAS’ı aklayıcı böyle bir konuşma yaptı. En azından hep beraber umalım ki öyle olsun. Başbakanı konuşmalarını hazırlayan danışmanları çok ciddi şekilde uyarmalılar. Yoksa devlet olarak başımız çok ağrır. Olayın diğer siyasi boyutlarını bir sonraki yazımızda tartışacağız. Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…



